43,5464$% 0.04
51,4765€% 0.1
59,1209£% -0.6
6.791,02%-1,71
4.837,61%-2,02
13.589,14%-2,17
16 Kasım 2025 Pazar
Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfı’nın tam 8 yıldır aralıksız düzenlediği Cumartesi Sohbetlerinin 169’ncu konuğu Kastamonu Valisi Meftun Dallı’ydı.
Vakıf Müdürü Abdurrahman Bey arıyor “İzzet Bey bizim programlarımıza çok destek verdiniz Allah sizden razı olsun, bunu biliyoruz ama Cumartesi günü Valimizi misafir edeceğiz lütfen bizi yalnız bırakmayın.”
İl dışında değilsem mutlaka geleceğim desem de Abdurrahman Bey bırakır mı hiç peşimi!
Bir gün sonra yine arıyor: ‘Geliyorsun değil mi?’
Akşamüzeri Kastamonu’nun önceki dönem Belediye Başkanlarından Şeyh Şaban-Veli Kültür Vakfına çok büyük hizmetleri olmuş olan Sayın Süleyman Yücel, devamında yine Süleyman Yücel gibi şehrin kimliği olan bu değerli vakfa hizmetleri dokunmuş olan emekli eğitimci ve Kastamonuspor eski başkanlarından Fikri Yazan…
Tamam… Tamam… Tamam… Geleceğim dedim ve işi gücü bırakıp Cumartesi günü Hz. Pir’in yolunu tuttum.
Cumartesi sohbetleri artık bu mübarek mekanda geleneksel hale geldi. Şimdiye kadar 168 değerli bürokrat, siyasetçi, eğitimci, ilahiyatçı katılmış bu sohbetlere.
Hiçbir menfaat gözetmeksizin yapılıyor bu sohbetler… Bu sohbetlerde siyaset yok, para konuşmak yok sadece memleket konuşuluyor! Ha az kalsın unutuyordum birde mekanın sahibi ve tüm ölmüşlerimiz için bir dua ediliyor, hepsi bu kadar…
Memleketin tarihi, turizmi, kültürel değerleri vs. konuşuluyor.
Daha önceden pek çok defa katılmıştım bu sohbetlere. Keyifte almıştım. Nede olsa memleket konuşuluyor.
Haa unutmadan önümüzdeki haftaki konuşmacı Kastamonu Kalkındırma Vakfı Başkanı iş insanı Remzi Gür olacakmış, bunu da buradan duyurmuş olalım.
Valimiz Sayın Meftun Dallı güzel bir sunum hazırlamış görsellerle salonu tıklım tıklım dolduran konuklara Kastamonu’nun tarihi ve kültürel değerlerini ve potansiyelini anlatıyor…
Özellikle benim hakim olduğum konular ama inanın bende unutmuşum memleketin değerlerini, yeniden hafızalarımızı canlandırdık. Yeniden var olan potansiyelimizi gündeme getirmek ve bilmeyenlere hatırlatmak bağlamında son derece önemli olduğunu belirtmeliyim.
NEREDEN NEREYE…
Sayın Vali Meftun Dallı sunumunu yaparken aklıma birden ne geldi biliyor musunuz?
Hz.Pir’de ilk defa Evliyalar Haftası düzenlenecekti Belediye Başkanı Sayın Süleyman Yücel’in zamanında!
Belediye çok dikkatli ve titizlikle hazırlandı bu program için. Sanırım 1992-94 yıllarında olsa gerek.
Ülkenin en ünlü mevlidhanları, ilahiyatçıları, mehter takımları vs. gelecekti.
Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı ve valisi de davet edilmişti.
Programda Hz. Pir’in bahçesinde açık alanda yapılıyordu.
Davet edilen ne vali, nede bakanlar hiç biri katılmadı bu programa!
Gerekçe neydi biliyor musunuz?
Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli’nin mekanında güya iltica faaliyetleri yapılıyormuş!
Buraya gidenler tarikatçı, buraya gidenler, gönül verenler irticai faaliyetlerde bulunuyor diye birde savcılığa, jandarmaya, polise şikayet ediyorlarmış o dönemde!
Şeyh Şaban-ı Veli Camii emekli İmam Hatibi Sayın Mehmet Çiftçi Hoca, Süleyman Yücel, Fikri Yazan, vakıf müdürü Abdurrahman Bey ve hatta dönemin Vakıflar Bölge Müdürü Sayın Yavuz Yücebıyık’ın çok büyük katkıları oldu bu manevi kültür varlıklarının ayağa kaldırılmasında…
Valimiz Meftun Dallı konuşurken alkıma bu hikaye geldi de… Sizlerle paylaşmak istedim.
Bir dönemler öyleydi işte.
Nereden nereye…?
GÜNÜN SÖZÜ
“Gelişiniz Güle Güle, Gidişiniz Güle Güle, Her işiniz Güle Güle olsun…”
Uzun bir zamandır amatör kulüplerimizden ve bireysel sporcularımızdan serzenişler geliyordu.
“Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı’dan değil maddi ve manevi desteği randevu dahi alamıyoruz” şeklinde.
Belediyenin Kasım ayı meclis toplantısında nihayet bu konu Ak Parti Grup Başkanvekili Ahmet Namlı tarafından gündeme getirildi.
Namlı, Mecliste kameralar karşısında belediyenin şimdiye kadar hangi kulüplere ne kadar yardım yaptı? şeklinde soru sordu.
Oturumu yöneten Başkan Hasan Baltacı cevaplaması için sözü ilgili başkan yardımcısı Eda Büyükdemirci’ye verdi.
Büyükdemirci’de “ Amatör spor kulüplerinden bize başvuruda bulunan pek çok amatör spor kulübümüze yardımımız oldu. Turnuva veya şampiyonaya gideceklere de desteğimiz oldu ve oluyor. Bir sonraki meclis toplantımızda da yazılı bir şekilde bu konuyu cevaplarız. Destek talebinde bulunanlara da destek olmaya devam ediyoruz.” Cevabını verdi.
Önceki yıllarda uzun bir süre spor yorumculuğu da yapmış bir gazeteci olarak bu konuyu biraz araştırdım.
Kastamonu’da 143 tane amatör kulübümüz varmış. Bunların içinde 97 tanesi aktif olarak vilayetimizin gençlerine hizmet veriyorlarmış.
Bu aktif amatör spor kulüplerinden de Kastamonu Belediyesi’nin sadece 2 (iki) tanesine yardım yapıldığını üzülerek öğrendim. Bu sayıda eksiğimiz varsa düzeltiriz!
Evet sadece iki tane! Hadi bu iki değilde dört , hatta beş olsun.
Eda Hanım kendisine verilen yetki dahilinde konuşabilir!
Kastamonuluların oylarıyla sorumluk alan ayrım yapmadan Kastamonu’ya hizmet edeceğinin sözünü veren Sayın Baltacı’ya iki kelime etmemiz gerekmiyor mu?
Hani ayıran değil birleştiren olacaktınız?
Hani Atatürk ilke ve inkılaplarına sahip çıkacak ve onu kendinize örnek olarak alacaktınız?
Milletvekiliyken eleştiri yapmak hatta soru önergeleri vermek kolaydı değil mi? (Buda gerekli)
97 spor kulübünden sadece kendinize yakın olan 2 kulübe yardım yapmak ayrımcılık değil mi?
Seçim öncesi hani ayıran, bölen bizden değil diyordunuz!
Şimdi ne oldu da sessiz sedasız, kahve köşelerinden, alkolden, uyuşturucudan uzak durmak için spor sahalarına aileleri tarafından yönlendirilen bu gençler arasında ayrımcılık yapmak size göre normal mi?
Uzun yıllar Türkiye Süper liginde ilimizi temsil eden ve şampiyonluklar kazanan Kastamonu Belediyespor hentbol takımını kapattınız!
Hiçbir kimseyi bir diğeri ile kıyaslamakta istemiyorum.
Lakin şunu da hatırlatmak benim sorumluluk alanıma giriyor.
Kastamonuspor yerel 1.Amatör Lige kadar düştü. Vilayetin şanlı kırmızı-siyah bayrağı ulusalda dalgalansın diye Tahsin Babaş döneminde önce Bölgesel Amatör Lig’e, ardından 3.Lige ve ardından da Türkiye 2.Ligine yükseldi bu şehir.
Tüm bunları Tahsin Babaş kendi cebinden yapmadı. Halktan yükselen sese duyarsız kalmadı ve halkın vermiş olduğu yetki ve sorumlulukla sponsorluklar ve belediyenin gücüyle bunu yaptı.
Önceki dönemlerde Kastamonu Merkez’deki okul sporlarında dahi birinci olan ve il dışında bizi temsil edecek olan halkoyunları ekiplerine dahi otobüs verirdi belediyemiz.
Şimdi ise aktif olarak masa tenisinden, karateye, teakvandodan voleybola, basketbola ve amatör futbola kadar aktif tam tamına 97 kulübümüz var.
Bu amatörlerin sesi çıkmıyor diye bunları öksüz bırakamayız…
Her ne kadar başkan bu konuda topu yardımcısına atmış olsada, bu ayrımcılığın altında Hasan Baltacı’nın imzası olduğunu geride kalan 95 amatör kulüp yöneticileri ve bu kulüplerde spor yapan gençler bilmiyor mu sanıyorsunuz?
Şu şu kulüpler bize yakın, şu şu kulüpler bizden uzak diye düşünemezsiniz!
Bir sonraki meclis toplantısını Eda Hanımın hangi kulüplere ne kadar yardım ettiklerini merakla bekliyor olacağız.
Gençler unutmayın yalnız değilsiniz…
GÜNÜN SÖZÜ
“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda da ahlaklısını severim”
(M.Kemal Atatürk)
Yakın tarihte batının göbeğindeki Bosna Hersek’i, Hocalı katliamını ve bu günkü Filistin’i gözünüzün önüne getirin. Özgürlük bir tarafa kendi topraklarında istenmeyen ve dahası zulüm gören insanların halini gözünüzün önüne lütfen getirin…
Bugünkü Irak, Suriye, Arabistan, Filistin, Mısır, Libya, Sudan, dahası Balkanlar’ın sizin toprağınız olduğunu ve atalarınızın 100 yıl değil asırlar boyu egemen olduğu bir coğrafya düşünün…
Hepsi elinizden alınmış ve dahası bugünkü Türkiye topraklarından da kovulmak istendiğinizi düşünün. İstenmemek de ne kelime, İngiltere’nin şımarttığı Yunanistan İzmir’i işgal etmiş, İngilizler İstanbul’a, Fransızlar, İtalyanlar ülkemizin dört bir tarafını işgal ederek halkımıza zulüm yapmaya başladıklarını lütfen gözünüzün önüne getirin…
İşte böyle bir fotoğraf karşısında bu zulme isyan eden, ‘yeter artık’ diyerek bir avuç Anadolu’yu uyandırmak için yollara koyulan sözüm ona deli bir Türk subay düşünün…
O, bütün milleti işgale tepki göstermeye çağırdı…
İngiliz baskısıyla ordu müfettişliğinden alınınca askerlikten istifa etti. Gerçekçilikten uzaklaşmadan, hayale kapılmadan, büyük bir sabırla bütün Anadolu’yu yurtseverlik ve bağımsızlık bayrağı altında toplamaya koyuldu. Lütfen bu deli subayı iyi düşünün…
Erzurum Kongresi’ni daha kapsamlı olan Sivas Kongresi izleyecekti. Kurulmuş olan Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk Dernekleri, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Derneği” adıyla tüm yurdu kucaklayan tek bir dernek adı altında örgütlendi. Temsil Heyeti (Yönetim Kurulu) Başkanlığı’na birilerinin deli olarak gördüğü işte o Türk Subayı seçildi. Heyet, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldi ve halkın büyük gösterileriyle karşılandı.
Times gazetesi, Türk kıpırdanışını manşetine şöyle taşıdı:
“Bütün cihanın kuvvetine karşı milli bir hareket yaratmak… Ne çocukça bir hayal!”
Diyerek o Türk subayının yaptığı bu uyanış hareketini ne çocukça bir düşünce olarak gördüğünü ve bunu manşetine taşıdığını lütfen tekrardan düşünün…
Times gazetesini bir tarafa bırakın ülkenin aydın olarak kabul edilen dönemin yazarı Refik Halit bile bakın o günlerde Milli Mücadele’nin başlamasını alaylı bir şekilde nasıl karşılamıştı.
“Bir patırtı, bir gürültü, beyannameler, telgraflar… Sanki bir şeyler olacak… Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda. Dört tarafımız açık. Dünya vaziyetimizi biliyor. Blöfün sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman? Hülyanın bu derecesine, uydurmasyonun bu şekline bende dayanamayacağım. Bari kavuklu gibi ben de sorayım:
Kuzum Mustafa sen deli misin?”
Elde avuçta hiçbir şey yokken, emperyalizme, galip devletlere, Yunan ordusuna, Ermenilere, Pontus çetelerine karşı silahlı mücadeleye girişmeyi çılgınlık sayanlar çoktu. Silahsızlandırılmış Türk ordusunun bu tarihî gücü, o da kâğıt üzerinde 35-40 bin kişiydi. Oysa Türkiye’de Anadolu adını almış ve hiç kimsenin kodlarını bilmediği bir coğrafya vardı. Bir el hareketi ile inandığı liderin peşine takılacak ve sayıları kısa sürede binleri ve yüz binleri bulacaktı. Yoksul, bitik Anadolu, 400 bin işgalciyi ve on binlerce silahlı-silahsız haini yenmeyi başaracaktı.
Dört yıl süren I. Dünya Savaşı süresince yoksullaşan Osmanlı İmparatorluğu, yeniden bir savaşı göze alamadı ve artık İstanbul başta olmak üzere İzmir, Adana, Antep, Antalya ve Urfa kâğıt üzerinde paylaşılmanın ötesinde işgalci devletlerin güçlerine teslim edilmişti.
Birilerinin hani o deli olarak gördüğü Türk Subayı var ya… Ona inanan bir avuç silah arkadaşı kenetlendi ve ‘uyanış’ dönemini başlatmak için özel bir strateji geliştirerek hazırlıklara çoktan başlamıştı.
19 Mayıs 1919
Milli Mücadele işte bu mucizenin, bu onurlu ve güzel çılgınlığın adıydı…
Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkması ile başlayan uyanış, daha sonra Anadolu’nun her bölgesini tıpkı bir ateş kıvılcımı gibi sardı. Her bölgenin, her vilayetin uyanışı, Kuva-yı Milliyecilere katılışı farklı bir hikâyedir…
Birilerinin deli olarak gördüğü ancak Türk Milletinin kahramanı büyük önder Gazi Mustafa Kemal’in yakın arkadaşları daha Bandırma Vapuru’nda masaya yatırılan ve Ankara’da planlanan örgütlenme ve uyanışı Anadolu’yu karış karış gezerek anlatmaya başlamıştı bile…
Anadolu halkı, yaşlısıyla genciyle, kadınıyla erkeğiyle Mustafa Kemal’e inanmıştı.
Mustafa Kemal liderliğindeki askerimiz Sakarya cephesinde kahramanca savaşıyordu. İngilizler, şımarık Yunanlılar ve daha pek çok batılı devletler atalarımızı asırlar boyunca yaşadıkları topraklardan kovmak istiyorlardı.
İngiltere Savaş Bakanı Lord Kitchener, “Türkleri yok edinceye kadar savaşacağız!” manşetini attırıyordu kendi kontrolü altındaki İngiliz gazetelerine.
Anadolu’nun dört bir tarafından toplanarak kısa sürede cepheye koşan Türk askeri cephede adeta tarih yazıyordu.
İşte böyle bir filmi gözünüzün önüne getirin ve renkli bir şekilde tekrar düşünün…
“Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” Dışarıdan gelen baskı ve 27 Ekim 1923’te İcra Vekilleri Heyeti’nin istifası ve Meclis’in güvenini kazanacak bir kabine listesinin oluşturulamaması, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını o tarihte bir araya getirdi; Mustafa Kemal Paşa, Çankaya Köşkü’nde; İsmet Paşa, Ali Fuat Paşa, Halit Paşa ve Kemalettin Sami Bey’i ağırladı.
28 Ekim 1923’de Mustafa Kemal yemekteki arkadaşlarına hitaben; Efendiler yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz”
29 Ekim 1923 Gazi Mustafa Kemal ve yakın silah arkadaşları Cumhuriyeti ilan etmiş ve yep yeni bir devlet kurmuşlardı.
Şerife Bacılar, Nene Hatunlar ve Anadolu’nun fedakar tüm anaları-bacıları cephe yollarında ter yerine kan dökerken; yaşlı-genç herkes düşmana karşı ölümüne bir direnişin destanını yazmıştı.
Hiç kimse, Kurtuluş mücadelesini başarı ile tamamlayan Birinci Meclis’i, Cumhuriyet’i ilan eden İkinci Meclis’i, hayatları pahasına tarihin akışını ve Türk Milletinin kaderini değiştiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile arkadaşlarının mücadelesini küçük görme veya göz ardı etme yanlışlığına düşmemelidir. Çünkü 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet kendilerine inanan Türk Milleti ile birlikte onların eseridir.
Bu mücadele bir iki film ile yada makale ile anlatılabilir mi hiç?
Bize bir avuç toprağı vatan yapan cephede kanını, canını, malını ve dahası hayallerini feda eden ecdadımıza selam olsun…
Nice 102 yıllara…
Selam olsun Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına…
Selam olsun Şehit Şerife Bacılara, Nene Hatunlara, Kara Fatmalara…
Selam olsun adını hatırlayamadığımız ecdadımıza, selam olsun doğup büyüdüğü köyüne ulaşamadan şehit düşün Mehmetçiklere…
Cumhuriyetin 102’inci yılında hepinize ne kadar çok teşekkür etsek azdır… Minnet ve şükranla kalbimizde daima yaşayacaksınız…
GÜNÜN SÖZÜ
“Ne mutlu Türk’üm diyene…”
(M. Kemal Atatürk)
40 yıldır pastırma haberi yapan bir gazeteci olarak bu kadar tartışmanın olduğu bir dönemde bir pastırma makalesi yazmamak olmazdı.
Bundan tam 30 yıl önceydi…
Kastamonu’da sadece ama sadece bir tane pastırma üretimi yapan esnafımız vardı. O’da çok az miktarda üretim yapıyordu.
İhlas Haber Ajansı’nda (İHA) çalışıyordum. Bölge toplantılarından tanışık olduğumuz Kayseri’den bir gazeteci arkadaşım aradı.
“İzzet Bey biz hemen hemen her gün bir pastırma haberi yapıyoruz. Sen Kastamonu’dan çok az pastırma haberi yapıyorsun. Biraz pastırma haberlerine yüklen de bize de buradan cevap hakkı oluşsun!” dedi.
Hemen o hafta bir pastırma haberi patlattım… “Kayseri’nin adı, Kastamonu’nun tadı” başlıklı bir haberi detaylandırarak ajansa gönderdim. Haber hemen hemen tüm ulusal basında yer aldı.
Ardından Kayseri İHA Bürosu cevap niteliğinde bir haber yaptı “Haydaa… Bir tek pastırmamız vardı O’na da Kastamonu göz dikti” başlığıyla haber yine ulusal basında yer buldu.
Devamında yine ulusal gazetelerde; “Kastamonu ile Kayseri arasında pastırma savaşı” başlıkları atıldı.
Sonraki hafta Kastamonu Ticaret Odası Başkanı’nın açıklamasını aldık. Cevap gecikmiyordu bu sefer Kayseri Ticaret Odası’nın açıklaması…
Aslında bu karşılıklı açıklamaları biz gazeteciler organize ediyorduk. Aslını sorarsanız kötüde olmuyordu yani…
Sonra biz Kastamonulu haberciler; “Siz fabrikada üretiyorsunuz, bizim pastırmamız doğal yollarla üretiliyor” demeye başladık.
Devamında Kayserili haberciler; “Biz Türkiye geneline sunum yapıyoruz, siz sadece Kastamonu’ya” demeye başladılar.
Kastamonulu haberciler ile Kayserili habercilerin karşılıklı organize ettikleri bu atışma yıllar yılı devam etti ve iki şehirde yaşayan halkın bilinçaltına yerleşti ve sahiplenildi. Aslında haberciler projelerinde başarılı olmuştu. Hedef tam 12’den vurulmuştu.
Sonra gazetelerde seyahat ekleri çıkmaya başladı. Yemek yazarları şehirlerin yemek kültürlerini ve damak tatlarını yazmaya başladılar.
Bu atışma ve çekişme yıllar yılı devam etti…
Yine benim organizasyonum ile Hürriyet Gazetesi’ndeki bir dostum aracılığıyla yemek yazarı gurme Vedat Milor’u getirdik Kastamonu’ya. Milor, Kastamonu döneri ile pastırmasını öven yazılar yazdı. İşte bundan sonra iki şehir arasındaki tatlı rekabet tırmandı da tırmandı.
Kısaca Kastamonu Pastırması bugün belli bir üne kavuşmuşsa hasbelkader bunda bizimde payımız vardır.
Gelelim konumuza; Bizde yıllar yılı bir gramını dahi bedava almadan paramızla alıp Antalya’da, Ankara’da ve İstanbul’da yapılan toplantılara Çekme Helvası, Pastırma ve sarımsak götürdük. Hatta Kayserili iş adamlarına da tattırdık reklam olsun diye. Bunların en bariz örneği Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin Kayserili başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’na dahi hediyeler götürmüşlüğümüz dahi vardır. Bunu sadece biz yapmıyoruz tabi ki, Kastamonu Ticaret Odası, Kastamonu Borsası ve birçok Kastamonulu STK’lar kendi toplantılarında yapmaya başladı. Tatlı bir atışma ve tatlı bir rekabet.
Taaki Kastamonu MÜSİAD Yönetiminin de Kastamonu’nun bu yöresel ürününün reklamını yapmak adına Kayseri’deki toplantıya pastırma götürmesine kadar her şey doğal ilerliyordu.
Kayseri MÜSİAD Yönetiminin genel merkez düzeyindeki girişimleri ortalığı karıştırdı.
– Kayseri’yi pastırmanın ana vatanı olarak görüyorlardı.
– Pastırmanın ana vatanına sen nasıl başka vilayetten pastırma getirirsin!
– Neden getiremezmişim. Kayserililer Kastamonu’ya pastırma getirdiler de biz karşımı çıktık yani.
Kastamonu’daki tüm marketlerde Kayserili firmaların ürettiği pastırmalar satılıyor da bir tek Kastamonuludan tepkimi geldi.
Bu tartışmanın sonu
Kastamonu MÜSİAD Başkanı Sadık Kışlı ve yönetim kurulunun istifasına kadar gitti.
Bu durum daha önce hiç karşılaşmadığımız bir durumdu.
Ben bu istifanın sadece bir pastırma rekabetinden olduğunu düşünmüyorum! Bunu buraya not edelim.
Neden diye soracak olursanız.
MÜSİAD’ın AK Parti’ye yakın bir sivil toplum örgütü olduğunu bilmeyen yok.
Ben bu istifanın siyasi olduğunu düşünüyorum!
Bundan tam 1 ay kadar önce Ankara’dan önemli bir isimden bir duyum almıştım. Bunu da yakın çevremdekilerle paylaştım.
“Yakında AK Parti Kastamonu ve Sinop teşkilatları değişirse şaşırmamak lazım” demişti o önemli isim.
Bu gün geldiğimiz noktada AK Parti Kastamonu il teşkilatı ve devamında iki milletvekilinin bu kadar basit bir konuda Kastamonu MÜSİAD ekibine sahip çıkamamış olması ve pasif bir duruş sergilemesi benim kafamı karıştırmıyor desem yalan olur.
Bakalım bizim pastırmanın kokusu siyasete de sıçrayacak mı?
GÜNÜN SÖZÜ
“Politikada hiçbir şey kazayla olmaz. Olmuşsa, öyle planlanmıştır.
(F.D. Roosevelt)
İnternetin olmadığı yıllarda İstanbul’da tek başına Kastamonuluları bir araya getirme hedefiyle aylık bir gazete çıkarmaya başladı.
İsfendiyar Gazetesi aracıyla gurbetteki hemşehrilerimizi yıllar yılı bir birbirlerinden haberdar etti Seydilerli Ahmet Dönmez.
İstanbul’daki Kastamonulu iş insanları onun yaptığı organizyonlara destek vererek uzun yıllar İsfendiyar Gazetesi çok önemli bir misyonu yerine getirdi.
Ahmet Dönmez geçtiğimiz yıl yakalandığı hastalığa yenik düşerek hayatını kaybetti ve İsfendiyar Gazetesi’de ister istemez varlığını sonlandırdı.(Allah rahmet eylesin)
Sonra Azdavaylı Eyüp Sabri Atay, Azdavay Ekspres Gazetesi ile Ahmet Dönmez’in ortaya koyduğu hemşehrilerimizi bir araya getirme ve bir birinden haberdar etme görevini üstlendi. O’da bu konuda büyük başarılar elde etti.
Devamında Çatalzeytinli hemşehrimiz Hüseyin Karadeniz aynı hedef doğrultusunda İstamonu Gazetesi’ni haftalık olarak çıkartmaya başladı.
Türkiye’nin dört bir tarafında görev yapan Kastamonulu iş insanlarını ve bürokratlarımızı gazetesinde yer vererek onları Kastamonululara tanıttı ve tanıtmanın ötesinde memleket sevgisini aşıladı yıllar yılı.
Hüseyin Karadeniz devamında İstamonu Gazetesi ile birlikte İstamonu Fuarcılık adı altında birde fuar organizasyonları yapan bir şirket kurdu.
İstanbul’da ve Kastamonu’da çok güzel ve başarılı organizasyonara imza attı Karadeniz.
Her yıl bir öncekinden çok daha profesyonel ve çok daha geniş kitlelere ulaştı ve ulaştırdı Kastamonu’yu…
Ben çok iyi biliyorum ki, tam bir yıl boyunca çalmadığı kapı gitmediği hemşehrimiz kalmadı…
Türk Hava Yolları’nı(THY) ana sponsor yaparak yurt içinden ve yurt dışından Kastamonu’ya onlarca iş insanını ve bürokratı getirmeyi başardı.
Nihayet dün Türkiye-Ortadoğu Karma Ticaret Fuarı’nın (TRADEF) açılışı vardı Kuzeykent Fuar alanında.
İstanbul’da ne kadar Kastamonulu firma varsa orada. Karabük Belediyesi, Arnavutköy Belediyesi ve Kastamonulu başkanı Mustafa Candaroğlu, Kastamonu’nun tüm ilçe belediyeleri ve başkanları burada…
Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçisi, Ticaret Bakanlığı Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, önceki dönem İçişleri bakanlarımızdan hemşehrimiz Murat Başesgioğlu, Kastamonu Ticaret Odası yönetimi tam kadro, Kastamonu Borsa yönetimi tam kadro, Kastamonu OSB yönetimi tam kadro devamında ilçelerimizde ticaretle uğraşan ve şehrimizin tüm Sivil Toplum Kuruluşları dahil herkes burada.
Fuarın açılışında sadece Kastamonu’değil Batı Karadeniz’in sorunları da konuşuldu.
Kısaca herkes oradaydı ama maalesef Kastamonu Milletvekilleri, Kastamonu Belediye Başkanı ve Valimiz yoktu.
Vali Meftun Dallı’nın resmi bir program için il dışında olduğunu kendisini temsilen Vali Vekili Aydın Ergün’ün de açılışa katılarak makamı temsil ettiğini artı parantez içinde belirtmeliyim.
Peki buraya kadar her şey güzelde Milletvekilleri Halil Uluay ve F.Serap Ekmekçi vede en önemlisi Kastamonu Belediye sınırları içinde yapılan büyük bir organizasyona Belediye Başkanı Hasan Baltacı neden katılmadı?
Sorsan bahane çok!
Halk orada, iş dünyası orada, çok sayıda bürokrat orada. Ama vilayetin en önemli isimleri maalesef yok!
Fuarın açılışına katılan herkesin ama herkesin dikkatinden kaçmadı bu fotoğraf.
Yeniden gelelim Çatalzeytinli Hüseyin Karadeniz’e.
Ne diyoruz her seferinde haberciler, gazeteciler o coğrafyanın hafızasıdır… Hüseyin Karadeniz’de gurbet ellerde Kastamonu’yu en iyi şekilde temsil eden ve en üst seviye de hemşehrilerimizi buluşturan bir araya getiren kişi konumunda an itibariyle.
Tüm hemşehrilerimiz adına böylesine profesyonel ve böylesine geniş katılımlı bir organizsona imza attığın için teşekkürler Sayın Karadeniz…
GÜNÜN SÖZÜ
“Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceğinizin en iyisini yapın…”